“Ger ben ben isem nesin sen ey yâr - Ger sen sen isen neyim men-i zâr”
Eğer gerçek sen isen, bu aşkta benim yerim nedir? Eğer gerçek ben isem, sen hangi nefsi vehimle gönlümde durursun? Zira aşk ikilik kaldırmaz, İki benlik varsa orada bir aşk değil nefs konuşur.
“Ger ben ben isem nesin sen ey yâr
Ger sen sen isen neyim men-i zâr”
Bu beyit çoğu zaman Leyla ile Mecnun hikâyesi içinde, Mecnun’un Leyla’ya hitabı olarak düşünülse de aslında Fuzûlî’nin müstakil bir gazelinden alınmadır. Fuzuli’nin bu beytinde kullandığı ben ve sen ifadelerinin dünyadaki beşeri şahsiyetleri temsil etmediği açıktır. Tam tersi, Fuzûlî burada benlik kavramının kendisini sorgular.
Fuzûlî’nin poetik dünyası incelendiğinde bu sorgulamanın tasavvufî bir zemine oturduğu açıktır. İki farklı hakiki benlik olamayacağı tasavvufi yorumun ana başlığıdır. Gerçek benlik yani hakikî vücûd yalnızca Allahü Teâlâ (c.c)’ya aittir. İnsanın beşeri benliği ise hakiki olmayan, gerçek benden geçici süreliğine emanet alınmış bir benliktir. Her daim gerçek bene yani Allahü Teâlâ (c.c)’ya bağlı kalmak durumundadır.
Bu hakikati Yunus Emre:
“Beni bende demen, ben de değilim
Bir ben vardır bende, benden içeru” beytiyle bize aktarır. Yunus’un söylediği ben insanın değil insanda görünen hakikatin benliğidir.
Eğer sen gerçek ve her şeyden bağımsız sen isen bu aşkta senin gerçekliğinin yanında benim yerim ne? Eğer benim benliğim gerçek olan ise bu aşkta benim gerçekliğimin yanında senin yerin ne?
Sadece bir taraf dahi gerçek benliğe sahip olduğunu sanıyor ise bu gerçek aşk olamaz, bu bir nefs iddiasından öteye geçemez. Çünkü gerçek aşk, iki benliğin birbirinde çözülmesi ile meydana gelir, çatışmasıyla değil.
İkinci yorum ise bu sözü söyleyen – biz bu sembolik aşığa Mecnun diyelim - bu aşkın içinde benliğini “Fenâ” etmiş “Bekā” mertebesine yaklaşmıştı. Artık ne Leyla’ya bakan gözler onun gözleri idi ne de Leyla’yı seven kalp onun kalbi. Onda kendisine ait benliğin hiçbir zerresi kalmamıştı.
Artık Leyla, Mecnun için onu hakiki aşka ulaştıran bir sembolden başka bir şey değildi. Mecnun mecazi aşktan, gerçek aşka yani ilahi – Mevla’ya olan – aşka yükselmişti. Mevla’ya olan aşkı için kendinden dahi vazgeçmişti.
Bu sebepten Leyla kendisine bedenen ulaşmak istediğinde Mecnun güftesi Yunus Emre’ye atfedilen şu mısralarla kendisine cevap verir.
Mecnûn'a sordular Leylâ nic'oldu
Leylâ gitdi adı dillerde kaldı
Benim gönlüm şimdi bir Leylâ buldu
Yürü Leylâ ki ben Mevlâ'yı buldum
Leylâ Leylâ derken Allah'ı buldum
Allah, mecaza gönül bağlatıp hakikatten koparan aşka düşürmesin;
Leylâ’da boğup Mevlâ’ya varan yolu unutturmasın.
ممدوح اوغوز ییلماز