Bir Umut Somali
1990’ların Somali’sinden Hollywood’a uyarlanan Black Hawk Down hikâyesinden Sudan’a; Libya’dan Hindistan’a uzanan bir fırtına… Merkezinde Türkiye.
Somali, Kızıldeniz’in girişinde bir muhafız gibi duran, stratejik kıyı şeridine hâkim ancak uzun yıllar fakir bırakılmış bir devlettir.
Neredeyse tamamı Müslüman olan bu halk, günümüzde yeni tehditlerin hedefinde bulunmaktadır.
Gemi korsanlığı, açlık ve terör gibi kavramlarla anılan Somali halkının yakın tarihinde mağduriyet ve terk edilmişlik öne çıkmaktadır.
1990’larda başlayan iç çatışmalar ve yakın dönemde yaşanan bombalı saldırılar, ülkenin siyasetçiler ve yatırımcılar tarafından terk edilmesine yol açmıştır.
Daha geriye, 1970’li yıllara gidildiğinde, ülke yönetiminin halk tarafından benimsenmediği görülmektedir. Bu süreçte ordu, yönetime karşı darbe hazırlığına girerken; yönetim ile ordu arasında çıkan çatışmalar ciddi bir açlık krizini beraberinde getirmiş ve bu durum dünya medyasına yansımıştır.
Birleşmiş Milletler güçleri, çok kanlı sonuçlanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği bir pazar baskını sonrası ülkede düşman ilan edilmiştir.
Birleşmiş milletlerin, somali ulasal ittifakı ve kabile reisleriyle olan sorunlu ilişkileri sonucu ilerleyen çatışmalar neticesinde Amerika, Somali Ulusal İttifakı lideri Farah Aididi, ve üst düzey liderleri ele geçirmek üzere Ranger kuvvetlerini Somaliye çıkarmıştır. Halkın ciddi direnişi ve çatışmalar sonucu amerikan helikopterleri düşürülmüştür. Ciddi kayıplar veren Amerika, Pakistan kuvvetlerinin desteği sonucu kurtarılmıştır. Bu savaş sonucu Amerika, Somali'den çedilmiştir. Bu olaylar Ridley Scott tarafından sinemaya uyarlanmış Black Hawk Down ismiyle yayınlanmıştır.
Türkiye, yıllar sonra ülkeye başbakan düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştirmiştir.
Somali ordusunun askerî eğitimini sağlamak üzere üniversite kurulmuş; uzay araştırmaları ve deniz yetki alanlarında enerji sondajı gibi alanlarda iş birlikleri başlatılmıştır.
Kızıldeniz güvenliği ve küresel deniz ticaret yollarının denetimi açısından Somali kritik bir konumdadır. Türkiye’nin Somali ile geliştirdiği sıcak ilişkilerden rahatsız olan bazı ülkeler, bu dengeyi bozmak amacıyla Somaliland’i tanıma yönünde adımlar atmıştır. Somaliland, Somali’den tek taraflı olarak ayrıldığını ilan eden bir bölgedir.
Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı açısından bir diğer önemli ülke Sudan’dır. Sudan, bugün açlık, zorunlu göç ve ölümlerle 1990’ların Somali’sine benzer bir tablo sergilemektedir.
Burada da benzer aktörler devrededir: Ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan altın üzerinden yapılan ticaret ve silah satışı, iç çatışmaları körüklemektedir.
Sudan’da iki ana güç bulunmaktadır:
Birleşmiş Milletler tarafından tanınan demokratik yönetimin ordusu olan Sudan Silahlı Kuvvetleri ve ayrılıkçı Hızlı Destek Güçleri. Hızlı Destek Güçleri, altın madenlerinin bulunduğu bölgeleri kontrol ederek dış destek sağlamaktadır. Türkiye ise Libya ve Somali’de olduğu gibi burada da BM tarafından tanınan yönetimi destekleyerek demokratik meşruiyeti savunmaktadır.
Kızıldeniz ve Süveyş hattı; Hindistan gibi uzak Asya ülkeleri için dahi hayati deniz ticaret yollarıdır. Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerin askerî anlaşmalarına bakıldığında, bu bölgeye olan ilgileri daha net şekilde görülmektedir.
TF-2000 projesi, uzak coğrafyalarda bir savunma şemsiyesi oluşturmayı hedeflemektedir.
Bu proje, Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarından biridir. Zira tehlikeli coğrafyalarda aktif siyaset yürütülürken güvenliği sağlamak her geçen gün daha zor hâle gelmektedir.
Türkiye, hava savunması amacıyla Gabya sınıfı fırkateynlerini bölgeye konuşlandırabilir. Ancak daha gelişmiş bir sensör ağı, ÇAFRAD radar sistemi ve ADVENT savaş yönetim sistemiyle donatılmış hava savunma muhripleri çok daha geniş ve etkin bir koruma sağlayacaktır.
Özellikle gelecekte Millî Uçak Gemisi’nin bu tür bölgelerde görev yapacak olması, aktif koruma sağlayacak çok sayıda muhribe duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Bölge havaalanlarından insansız jetler ve SİHA’larla hava desteği sağlanması ise ancak güçlü ve sürdürülebilir bir müttefik ağı ile mümkün görünmektedir.
Coğrafyanın geleceğinde umut verici gelişmeler kadar, yeni krizlerin de ufukta belirdiği görülmektedir.